2016’dan neler öğrendim?

Yılın bu vakti yaklaşan yeni yılda olağanüstü bir hayata nasıl sahip olacağınızla ilgili klişe yazılar yazmak için muazzam bir zaman! Lakin bunu bekliyorsanız sizi dışarı alalım, ben biraz 2016’da edindiğim kişisel deneyimlerimden bahsedeceğim:

1- Kendimi tanımaya henüz yeni başlıyorum.

29 yaşındayım ve uzun süre önce kendimi tanımayı (büyük ölçüde) bitirdiğimi, güçlü & zayıf yönlerimin neler olduğunu, nelerden keyif alıp nelerden uzak durmam gerektiğini bildiğimi sanıyordum.

ahahahaha. Yanlış.

Sisteme yeni veri girişi oldukça aslında sistemin de kendini güncellediğini farkettim. BU OLAĞANÜSTÜ BİR ŞEY. Henüz denemediğim ve ‘ilk defa’ yapacağım o kadar çok şey var ki.

2- Zaman kavramım yeniden şekillendi. 

20’li yaşları bitiriyor olmanın yarattığı Haziran-Eylül arasında her hafta sonu bir düğüne davet edilmek, daha sık cenazeye gitmek, lise arkadaşlarının yeni doğan bebeklerine hediye almak gibi standart reaksiyonları bir kenara bırakırsak, artık geri dönüp baktığımda en azından üniversite çağımdan bile 10 sene geçtiğini farketmem, hayatımın geri kalanının planını yapma kriterlerimde etkili oldu.

Buna rağmen bir takvim yılını 4 sezon halinde değil, Eylül’de başlayıp Ağustos’ta biten back2school, yılbaşı, 14Şubat, 8Mart, Ramazan Bayramı gibi pazarlama sezonları halinde yaşıyor olmaya çok alışmış olmam, kısa vadeli zaman algıma da yeni bir bakış kazandırdı. Bunlar da 3.maddeyi beraberinde getirdi sanırım.

3- İlk defa ciddiye aldığım bir sağlık problemi yaşadım.

10+ yıl önce, ciddiyet skalasında grip olup antibiyotik kullanma seviyesinden daha yukarıda konumlandırabileceğim bir burun ameliyatı geçirmiştim, fakat onu bile yeterince ciddiye alamamıştım. Bu yıl ilk defa şiddetli sırt ağrılarıyla doktora gidip, sırt omurlarımın arasındaki disklerden birini ‘yıprattığımı’ öğrendim.

Şimdi beni hiç tanımayanlar için, haftada min. 2 gün spor salonuna gidip yüzen, ip atlayan, hava güzelse dışarı çıkıp koşan veya basket oynayan biriyim ve daha komiği bunu 8–9 yaşımdan beri hiç ara vermeden yaptım. Peki bu kadar spor yaparken kendime bu zararı nasıl verdim? Çalışarak :) Daha doğrusu; çalışırken ‘yanlış oturarak’. Ergonomi standartlarına uymayan bir koltuk ve laptop düzeneği bana sadece 2–3 yılda yaşlı insanların başına gelen bu zararı verebiliyordu:

bknz. yıpranmış disk

4- Kendimi ilk defa hayatım için tehdit edilmiş ve çaresiz hissettim

Evet hepimiz bir 15Temmuz gecesi yaşadık. Ankara’da merkezi bir semtte oturan ailem benden kat ve kat daha tatsız bir deneyim yaşamış olsa da, ben de o geceyi Mecidiyeköy’de bir arkadaşımın evinde, bir nebze yaşadım.

Askerliğimi standart koşullarda, hayati tehlikeden uzakta yaptım. Ankara ve İstanbul’da yaşadığım süre boyunca Gezi dışında ciddiye alabileceğim bir toplumsal hadiseye 1.elden şahit olmamıştım. Fakat o gece üstümüzden geçen uçakların yarattığı huzursuzluğu dindirmek için sarıldığım arkadaşım ve kardeşine “geçti, merak etmeyin” derken içime doğru ağladığımı, gerçekten ilk defa hem kendi, hem onların hayatı için endişe ettiğimi ve elimden gelen hiç bir şey olmamasının verdiği çaresizliği ömrüm boyunca hatırlayacağım.

5- Yediğime & içtiğime (daha çok) dikkat etmeye başladım. 

Diğer bir deyişle ilk defa göbek yaptım ve hiç yakışmadı.

Daha önce de kendi kendime bazı gıda deneyleri yapmıştım; detox gibi, X gün et yememek gibi. Paylaşabileceğim gözle görünür çıktıları olmadı ama bana iyi gelen ve gelmeyen gıdaları sürekli keşfetmeye, bazen sevdiğim şeylere hayır demem gerektiğine, hatta herkes için doğru gıda kombinleri olduğuna ve herkesin bunları keşfetmek için çaba harcaması gerektiğine inanmaya başladım.

+Vücuduma giren her maddenin psikolojime ve mutluluğuma olan etkisine de daha çok inanmaya başladım.

6- “Bilinçli olma”nın katkısına olan inancım arttı.

Yakın bir arkadaşımın desteğiyle meditasyon egzersizleri yapmaya başladım. İş hayatına girdiğim ilk bir kaç sene sıfır duyguyla, mühendis beynimle hareket ettim ve harcanan zaman/alınan fayda anlamında çok faydasını gördüm. Derken bir süre sonra kendimden uzaklaştığımı ve hayallerimi unuttuğumu farkettim.

Meditasyon zihnimi organize etmeme destek olmaya başladı, bu da unuttuğum bazı hisleri yeniden hatırlamakta yardımcı oldu ve yeniden düzenli hayal kurmaya başladım. Bir süredir ertelediğim şeyleri gerçekleştirme zamanı geliyor.

7- Yalnız başıma gitmesem dediğin o etkinlik var ya, mutlaka git abi :)

Klişeleri severiz: “Life begins at the end of your comfort zone”. E bunu bilmiyo muydun yani? değil durum, ama korkuların üstüne gidince yok olduğunu beyne sık sık hatırlatmak gerekiyor, hem de kısa süre içinde pozitif etkilerini görüp kişisel gelişimi izleme fırsatı varsa, çok şahane.

Ben henüz bir kaç ay önce bunu yaşadım, bir etkinlik vasıtasıyla hayatıma bir sürü yeni insan girdi ve beni güzel bir yerlere doğru sürüklüyorlar.

8- Faydalı şeyleri alışkanlığa dönüştürmek şart.

Önce kendimden, sonra kimseden, sonunda bir fayda olduğuna inanmadan bir şey istemek insan doğasına aşırı ters. Hani askerin bile çarşısı var:) Bu yüzden keep your eyes on the prize lafı çok doğru ki kısa vadede mutlu eden küçük hedefleri + büyük hedefi unutursan çok hızlı çok mutsuz olabilirsin.

Şirketlerin büyük, takımların şampiyon olmalarının tek bir sebebi var; iyi yaptıkları şeyi sonsuz defa tekrar etmek. Bunun üstüne yazılmış 100’lerce kitap var zaten ama 2 tane önerebilirim: Charless Duhigg — The power of habit ve eveeet Malcolm Gladwell reyizden Outliers.

Son olarak; Hayat şu an, burada ve bu kadar.

Yarın daha güzel olacak mı bilmiyorum. Özellikle İstanbul’da yaşıyorsam bu konuda daha pesimist olma hakkına da sahibim. O yüzden kendime yapabileceğim en büyük kötülük bana iyi gelecek bir şeyi ertelemek & daha doğru zamanı olacağına inanmak. Daha doğru bir zaman var mı bunu da bilmiyorum, o yüzden bugün sahip olduklarımla en iyisini yapmak zorundayım. Bu demek değil ki hayal kurmayacağım, oh no.

2017 de hayal edebildiğimiz kadar olsun.

Reklamlar

Etkinlik düzenliyoruz, mobil uygulama yapmalı mıyız?

Bir veya bir kaç gün sürecek bir etkinlik düzenliyorsunuz. Binlerce davetiye gönderdiniz, email attınız, Facebook’ta etkinlik sayfası açtınız hatta etkinliğe özel bir websitesi bile yaptınız.

Ziyaretçilerin etkinlik anında kullanması için bir mobil uygulamanız olmalı mı? Olmalıysa nasıl olmalı?

Bence yanıtlanması gereken ilk soru: mobil site mi yoksa mobil uygulama mı? Buna karar verirken de yanıtlanması gereken sorular; App yaparak hangi sorunları çözeceğiz? Ziyaretçilerin hayatını kolaylaştırıyor muyuz? Oturumların akışını daha verimli hale getiriyor muyuz? Etkinliği genel olarak daha sosyal hale getiriyor muyuz?

Bir örnek üzerinden gidelim, Mayıs ayında katıldığım Adobe Summit’ten bahsetmiştim. Kayıt anında gönderilen emailde şöyle bir bölüm vardı:

adobe summit download app.png

Hızlıca indirip kurcalamaya başladım. Etkinlik 2 gün sürdüğü ve katılabileceğim çok sayıda oturum olduğu için öncelikle bana özel bir takvim olması hoşuma gitti.

my sessions.PNGBu tip bir takvimin en güzel yanı, hangi saatte hangi etkinliğe katılacağımı önceden organize edip, etkinlik alanında bir daha bununla uğraşmak zorunda olmadan networking’e vakit ayırmak. Bunu sunabilmek için doğal olarak etkinliğinizde aynı anda farklı salonlarda gerçekleşen oturumlar olmalı, aksi taktirde buna zaten ihtiyaç yok. Sabit bir program varsa, onu yayınlamak ziyaretçiler için yeterli olacaktır.

Benzer şekilde, farklı salonların yerlerine ulaşım için bir harita sunmak epey faydalı olabiliyor.

harita

Bir diğer faydalı özellik, konuşmacıların kısa bilgilerini içeren sayfalar olması. Hem oturuma katılmadan önce, hem de oturum sırasında bu arkadaş kimdi? ne iş yapıyordu? diye hızlıca bir bakmak için pratik bir çözüm.

konuşmacılar.PNG                interact.PNG

Q&A oturumları varsa, veya Adobe’de olduğu gibi her oturumun sonunda bir Q&A varsa, soru cevap akışını yönetmenin en iyi yolu soruları konuşma sırasında istiflemeye başlamak. Bunu uygulama içerisinden yaparsanız izleyiciler arasında dolaşan mikrofonların yarattığı uzun sıkıcı sessizlikler ve daha da önemlisi zaman kaybını önleme imkanınız var.

Uygulamaya zaten bir sosyal profil ile giriş yapabildiğiniz için, ister kendi isminizle, ister anonim olarak, sormak istediğiniz soruları bulunduğunuz oturuma submit edebiliyorsunuz. Oturum sonunda da konuşmacı tüm soruları görüp teker teker yanıt vermeye başlıyor.

social

Peki tüm bunları yapmak için sıfırdan bir uygulama yapmaya gerek var mı? Yoksa mobil site yeterli mi? Değerlendirmemiz gereken kriterleri bir daha toparlayalım:

  • Etkinlik süresi
  • Yapılacak oturum sayısı (Aynı anda farklı salonlarda farklı oturumlar var mı?)
  • Ziyaretçilerin sosyalleşmelerini istiyor musunuz? Bu aynı zamanda bir networking etkinliği mi?
  • Etkinliği kısmen büyük veya karmaşık bir binada mı yapacaksınız?
  • ve belki de last but not least, etkinliği tekrar etmeyi düşünüyor musunuz? (Diğer bir deyişle sizin için uygulama üretimi, ziyaretçi için de download ettirmeye değecek mi?)

Özellikle etkinliğe gelmeden önce download ettirmeyi başaramadıysanız, etkinlik alanında bunu yaptırmak pek kolay olmayabiliyor. Herkes kotasından uygulama download etmeye hala sıcak bakmıyor, etkinlik alanında da yeterince iyi bir Wi-Fi sunmuyorsanız şansınızı kaybettiniz.

Etkinlikte sunmayı düşündüğünüz özellikleri (teknik olarak) mobil site üstünden yapabiliyorsanız her zaman tercih etmenizi öneriyorum. Yüklemesi ve kullanımı kolay. Cross-platform düşünmeniz gerekmiyor. (iOS, Android vb.) Üretimi uygulama yapımına göre çok daha hızlı.

Öte yandan mobil uygulama üretmeye karar verdiniz, o zaman Amerika’yı yeniden keşfetmeden önce buralara bakmanızda fayda var:

vee tabii ki bir Quora cevabı ekleyeceğim:) https://www.quora.com/What-are-the-best-mobile-apps-aimed-at-conferences-and-events

Umarım faydalı olur!

Baybars

Remarketing vs. Retargeting: Fark ne?

Sürekli karıştırdığımız, birbirinin yerine kullandığımız, çoğu zaman aynı şeyi ifade etmek isterken cümleyi remarketing’le başlayıp haa evet retargeting iştediye devam ettirdiğimiz fancy marketing terimleri.

Temelinde ne var? Potansiyel müşterimizi, ürünümüze ilgi gösterdikten sonra satın alana kadar (ve bazen devamında) ziyaret ettikleri mecra neyse orada yeniden yakalamak ve geri çağırmak.

Google’ın veya FB’un kendi reklam teknolojilerine göre yaptığı tanımlamaları veya blogger/tech guru abilerin yazdıklarını okursak günlerce tartışabiliriz. İşin özünde retargeting; websitenizi ziyaret etmiş kullanıcıya atanan cookie sayesinde, siteden çıktıktan sonra ziyaret ettiği diğer sitelerdeki display reklam alanlarında yapılan hedeflemeli reklam gösterim çalışmaları. (ve Google buna remarketing diyor, evet) Çoğunlukla GDN ve FB kullanarak yaptığımız mis gibi teknoloji.

retargeting.png

Remarketing ise satın alma yapmadan siteyi terk eden ziyaretçiyi aynı ürünü almaya geri çağırma veya CRM veritabanımızda oluşturduğumuz herhangi bir segmenti hedefleyerek yaptığımız upsell/cross-sell amaçlı gönderilen e-mail çalışmaları. amazon vb. e-ticaret siteleri çılgınca yapıyor, bu maillerden defalarca almışsınızdır zaten.

remarketing

Adobe Web Summit 2016, Londra

11-12 Mayıs’ta Londra’da düzenlenen Adobe Web Summit’teydim. 2 gün boyunca hedefleme, web optimizasyonu, medya optimizasyonu, mobil pazarlama, web/mobil analytics ve raporlama, cihazlar arası (cross-device) pazarlama, CRM, A/B testleri, kullanıcı deneyimi (UX) artırma, kampanya yönetimi ve e-mail pazarlama, kısaca son dönemde dijital pazarlama başlığı altında en çok konuştuğumuz konular hakkında hazırlanan 100+ oturum arasından seçtiğim 10 tanesine katılma fırsatı buldum.

İlk defa gittiğim için ilk birkaç saat mekanı (ExCel) tanıma, salonların yerlerini keşfetme ve oturumlardan maksimum faydayı alma üstüne taktikler geliştirmeye odaklandım. (Bu kısım önemli, her şey çok hızlı ve İngilizler çok dakik. Oturuma 5dk geç girerseniz mevzuyu yakalamanız zor.)

TR’de genellikle İstanbul’da yapılan tek günlük konferanslara fırsat buldukça katılmaya çalışıyorum ve (ister istemez) kıyaslama yapmam gerekirse sunumlardaki içerik kalitesi, konuşmacıların anlatım tarzı, Q&A seanslarında izleyicilerin katılımı ve genel etkinlik yönetimi anlamında geliştirebileceğimiz noktalar olduğu gözüme çarptı.

Öte yandan bilgi seviyesi beklediğimden düşük olan, katalogdaki açıklamasına birebir uymayan ve herhangi bir “wouw” anı yaşamadan izlediğim birçok konuşma da oldu. O yüzden seneye gitmeyi düşünen olursa oturum takvimini iyi oluşturmasını tavsiye ederim. (Etkinlik için başarılı bir mobil uygulama yapmışlar, fırsat bulursam ayrıca yazacağım.)

Gözlemleyebildiğim kadarıyla katılımcı profili çoğunlukla şu şekildeydi:

  • İngilitere’nin önde gelen kurumsal firmalarının ve e-ticaret sitelerinin pazarlama departmanlarında business, analist ve developer görevlerinde çalışanlar (% olarak en büyük kitle diyebilirim)
  • Avrupa’nın çeşitli yerlerinden benzer fonksiyonlarda çalışanlar
  • Dijital pazarlama ajanslarında business ve analist pozisyonlarında çalışanlar (Yine önce İngiltere, sonra Avrupa)
  • Adobe çalışanları / iş ortakları

Tabii ilk 3 kategorinin en büyük ortak noktası; Adobe Marketing Cloud kategorisi ürünlerinden bir veya birkaçını kullanıyor olmaları. Aynı zamanda bu ürünleri henüz hiç kullanmamış veya henüz başlangıç seviye kullanan da epey katılımcı vardı. (Q&A seanslarında gelen soruların seviyesinden anlayabiliyorsunuz.)

Katıldığım oturumlardan benim için öne çıkanlardan kısaca bahsetmem gerekirse:

Dixons Carphone

(Mobil telefon + operatör servisleri perakendecisi.)

Ne yapmışlar?

  • Yakın zamanda websitelerine Adobe Analytics, Experience Manager ve Target entegre etmişler ve ziyaretçi profillerini detaylandırmaya başlamışlar.
  • AEM yardımıyla standart bir ziyaretçiyi sepete götürecek 100+ farklı yol yaratmışlar.

Hoşuma giden nokta:

Eğer telefon karşılaştırma sayfasına mobil siteden giriş yapıyorsanız, site elinizdeki cihazı tanıyarak karşılaştırılan telefonlar arasına “sizin cihazınız” başlığı altında ekliyor. Böylece satın almak üzere ilgilendiğiniz yeni telefonun elinizdeki telefona kıyasla sahip olduğu üstün özellikleri daha fazla gözünüze sokmuş oluyor. Bu özellik sayesinde satış dönüşümlerini arttığını iddia ediyorlar.

Benzer şekilde ör. Elinizde rose gold bir iPhone varsa, ona uyumlu bir pembe kılıf, usb kablo, aksesuarlar vb. öneriyor.

#Mobile #Analytics #A/BTesting #ExperienceManagement

Argos: Omni-Channel & Mobil Deneyimi

(İngilitere’nin en büyük perakendecilerinden biri)

Ne yapmışlar?

Gördüğüm kadarıyla sadece TR değil, İngiltere’de de online-offline’ı birleştirme çabasıyla yapılan en genel uygulama click & collect. Argos ise biraz daha farklı bir uygulama denemeye başlamış. Mağaza içine yerleştirdikleri ibeacon’lar sayesinde eğer Argos mobil uygulaması telefonunuzda yüklüyse, mağazaya gittiğinizde öncelikle size bir “hoşgeldiniz” push notification mesajıyla karşılıyorlar. Ardından eğer alışveriş için bir torba alırsanız, o torbanın Bluetooth’lu bir IOT olduğunu farkediyorsunuz, buna şimdilik ‘SmartBag’ diyorlar. Buraya kadar her şey normal.

Hoşuma giden nokta:

Torbanıza bir ürün koyarsanız, torba içindeki RFID sayesinde aynı ürün mobil uygulamadaki sepetinize de ekleniyor. Bu sayede kasaya gitmeden, (kredi kartınızı da uygulamaya daha önceden tanımlamış olursanız) tek tıklamayla ödemeyi yapıp mağazayı terk edebiliyorsunuz. Aynı zamanda eğer ödeme yapmadan torbayla birlikte çıkıp giderseniz, ibeacon mağazayı terk ettiğinizi farkediyor ve uygulama otomatik olarak ödemeyi gerçekleştiriyor.

Torbaya ne oluyor bilmiyorum :) Alıp gidebilir veya yerine bırakabilirsiniz tabii.

#OmniChannel #Mobile #CustomerExperience #ibeacon #pushnotification

NatWest’in Çılgın A/B Testi Projesi: Superstar DJs Programı

Ne yapmışlar?

NatWest pazarlama direktörü, websitelerine entegre ettikleri Adobe Targeting’i kullanarak yapılacak optimizasyon çalışmalarından yalnızca analist ekibinin değil, tüm pazarlama çalışanlarının sorumlu olması gerektiğini söylüyor. Bunun altında yatan ana sebepler; site performansını etkileyecek veya müşteri deneyimini artıracak herhangi bir önerinin siteyi iyi bilen ve kullanan herkesten gelebileceği inancı.

Yatay bir hiyerarşi oluşturmanın avantajlarından bahsederken şöyle söylüyor:

Immagine everyone in your team is responsible of optimisation. You suddenly have more than 50+ customer experience managers.

Peki bunu nasıl operasyona dökmüşler?

Önce tüm ekibe Targeting içinden A/B testi oluşturma yetkisi vermişler. Ardından çalışanların sorumluluk alıp devreye girmeleri için de işin ucuna bir ödül koymuşlar. Herkes programı kullanarak yavaş yavaş kendi testlerini yaratmış ve yayına almış. Başarılı olanları tutup, olmayanları eleyerek devam etmişler ve en sona kalan, dönüşüm oranı en yüksek olan kazanmış.

Hoşuma giden nokta:

NatWest kocaman bir banka ve kurumsal bir yapı olmasına rağmen, çalışanlarına güvenmesi, sorumluluk vermesi ve her gün milyonlarca müşterisinin görüntülediği bir sitenin önyüzünün tasarımı için bu riski alması demem yeterli sanırım.

(Programın ismine “Superstar DJ” demelerinin sebebi, müzik prodüksiyonu yapan DJ’lerin neredeyse tüm üretim sürecini baştan sona kendi başlarına yönetiyor olmasına verilen referans.)

#A/BTesting #Targeting #Analytics

Lufthansa: Personalised Web Deneyimi

Ne yapmışlar?

SMILE programı: Milyonlarca müşterisini site ziyaretleri, bilet satışı ve lokasyon verisi üzerinden dinamik olarak segmente ederek, üstüne bir de bayram seyran takvimi koyarak, düzenli olarak e-mail, push-notification ve site içi display formatlardan kişiye özel teklif sunumu.

Hoşuma giden nokta:

Havaalanlarının geliş terminallerine yerleştirdikleri ibeacon’ları kullanarak uçaktan inip terminale gelen yolculara push notification ile bagajlarının hangi platforma indirileceğini bildiriyorlar.

#PersonalisedWeb #ibeacon #pushnotification

Bu iki günün sonunda aklımda en çok neler kaldı?

  • Herkes “personalised web” diyor. Bunu çok iyi yapan da var, henüz yolun başında olan da. Peki atılması gereken ilk adım ne?
  • Entegre Marketing Platformları: Elinizdeki müşteri verisini yönetecek, medya optimizasyonu, doğru hedef kitleleri oluşturma, sitenizdeki ziyaretçi davranışlarını anlamlandırma, farklı kanallara tüketicinizin verdiği tepkileri algılama ve işin özeti birbirini dinamik olarak sürekli etkileyen tüm bu marketing funnel’ınızı ölçebilecek bir sisteminiz var mı? Eğer yoksa bunları konuşmamıza da hiç gerek yok.
  • Customer Experience Units: Tüm şirketler artık yayınladıkları içerikten başarılı satışa kadar, görevi müşterinin yaşadığı deneyimin bütün aşamalarını optimize etmek ve kalitesini artırmak olan birimler kuruyor. Burada çalışanlar da joker nitelikli, yani biraz teknik, biraz business, biraz da yaratıcılıktan, herbirinden gerektiği kadar anlayan arkadaşlar.

 

 

 

 

 

LinkedIn’den Sosyal Medya Dersi

Uzun zaman olmuş yazmayalı, bahaneyle başıma gelen keyifli bir olayı paylaşmak istedim.

Socialbakers‘a göre Türkiye’de 3milyon‘un üzerinde kayıtlı LinkedIn kullanıcısı var ve ben de onlardan biriyim. LinkedIn’e girmeye çalışıp, defalarca refresh yapmasına ve Chrome olmadı bir de Safari/Firefox’tan deneyeyim demesine rağmen aşağıdaki çirkin, 1995 model arayüzle karşılaşmayan yoktur sanırım:

Screen Shot Linkedin Frontend Fail Screen

Sürekli başıma geldiği için artık tak etti diyerek Twitter’den LinkedIn’i mentionlayarak konuyla ilgili sataşmaya karar verdim. (Evet, aynı zamanda biraz sıkılmıştım)

Attığım ilk tweet ve aldığım cevap:

Linkedin Dialogue #1

Yukarıda gösterdiğim screenshotu da ekleyerek problemi anlatan bir tweet daha attım. Devamında problemi ele alış biçimleri şu ana kadar yaşadığım problemler üzerine minicik de olsa bir sevgi pixeli uyandırdı içimde.

Linkedin Dialogue #2