Google Adwords Sınavlarını Nasıl Geçtim?

Google-adwords-logo

Online medya pazarlama ile ilgilenen herkesin yakından takip ettiği bir konudur Google sertifikaları. Herhangi bir dijital ajansta veya medya satın alma yapan bir şirkette çalışıyosanız ‘Abi bi boş vaktimde oturup ben de giricem o sınava‘ benzeri yorumları zaten haftada 1 duyuyorsunuzdur.

İlk olarak burdan Google Certification programıyla ilgili (İngilizce) tüm detaylı bilgi ve soru & cevaplara, burdan da Türkçe olarak ulaşabilirsiniz. Ben İngilizce kaynaklardan çalışmayı ve sınavlara da İngilizce girmeyi tercih ettim, bunun tek sebebi sektörde tüm terimlerin orjinal halleriyle İngilizce olarak kullanılması ve zaten uzun süredir bu şekilde kullanıyor olmam. Sanırım sınavla ilgili tek tavsiyem de bu.

Öte yandan özetlemek gerekirse;

1 – Google Advertising Fundamentals Exam

2 – Display Advertising Advanced Exam

3 – Search Advertising Advanced Exam

4 – Reporting and Analysis Advanced Exam

şeklinde 4 adet sınav göreceksiniz.

Fundamentals kolay-orta seviye bir hazırlık sınavı ve sertifikaları almanız için zorunlu. Bu sınavda minimum %85 puan aldıktan sonra 2,3 veya 4 numaralı sınavlardan herhangi birine istediğiniz gibi girebilir ve kazandığınız taktirde o sınavın sertifikasını alabilirsiniz. (Fundamentals’ı geçmeden diğerlerinin sertifikasını da alamıyorsunuz yani.)

Sınavların ne olduğunu ve ne işe yaradığını anlatarak internette lüzumsuz hacim işgal etmeyeceğim, onun yerine size nasıl hazırlandığımdan bahsedeyim. (Ama bakın burda ne güzel anlatmışlar :)

Öncelikle Fundamentals ile ilgili burdaki her başlığı satır satır okudum. Kulağa sıkıcı geliyor ama zaten sektördeyseniz ve haşır neşir olduğunuz yerleri hızlıca atlıyorsanız, çok bir problem yok.

Arkasından da iPass Exam soru bankasındaki soruları çözdüm. Burdaki soru bankalarını teker teker satın almak biraz pahalı bir yatırım gibi görünebilir ama asıl sınavı tek seferde geçememek de öyle, nitekim sınavların her biri $50 biliyorsunuz. iPass Exam’in soru bankasındaki sorular gerçek soruların aynıları veya çok benzerleri. Bazen çok zorlama sorular sorup bunaltabiliyorlar ama, ortalama %70 civarı bir başarınız varsa gerçek sınavları da geçebilirsiniz demektir.

Bir de tabi sürekli okuduğum bloglar var:  ( Özellikle daha önce bu sınavlara girmiş insanların deneyimlerini okumak çok faydalıydı benim için)

onlinepazarlama.co

clickminded.com

Moz Blog

Google ile haberleri takip etmek için: google.about.com

ve tabii ki; searchenginewatch.com

Henüz Fundamentals ve Display Advanced sınavlarıma girdim ve başarılı oldum. Bu sınavlar sonunda şu sertifikayı aldım:

GoogleDisplayAdvertising_Baybars Umur

ve arkasından CV’me şu ufak ama çekici logoyu ekleme hakkını elde ettim:

adwords_qualified_individual

Umarım sınava girmeyi düşünen birine ufak da olsa bir faydam dokunuyordur :)

Şimdiden kolay gelsin!

“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim!”

Herkesin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun! Her ne kadar bu yazıyı 20 Mayıs günü yazmış olsam da :)

ataturk

Milli Piyango Spor Kulubü’nün Ankara Koza Sokak’taki antrenman sahasına gittiğim ilk günü dün gibi hatırlıyorum. Takım seçmeleri yapılıyordu ve saha tam bir savaş alanıydı. Her yaştan 10larca çocuk sıraya girmiş turnike atıyor ve kendini göstermeye çalışıyordu.

Tüm o hengamenin içinde benim gözüme çarpan ve hala aklımda olan duvardaki kocaman yazı şunu söylüyordu: “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim!” K.Atatürk. 9 yaşındaki bana çok şey ifade etmemişti ama şimdi çok daha iyi anlıyorum bu sözün önemini. Özellikle bazı sporcu, takım ve taraftarların ahlaksız olmaktan gurur duyduğu şu son dönemde…

Spora nasıl başladım?

Elime ilk defa basketbol topunu aldığımda ilkokul 1.sınıfta, 6 yaşımdaydım. Abimin Voit marka topunu kaçırıp okula götürüyor, ders aralarında bahçeye çıkıp topu sektiriyordum. Tabi o dönem 15cm boyumla topu potaya atmak hayaldi benim için.

ilk takım seçmelerime ilkokul 5.sınıfta Aykan Kolej’de girdim. Boyum yaşıtlarıma göre uzundu ve artık topu sektirmekten fazlasını yapabiliyordum. Seçmelerin sonunda bir liste yaptılar ve seçilen sporcuları okulun girişindeki panoya astılar:

1-Tunca Karakaş

2-Can Yaşa

3-Baybars Umur

4-…

Çok gururluydum.

Tunca haliyle takım kaptanı oldu, Can ve ben de en yakın arkadaşları. O sene 4 maça çıktık, 4’ünü de kaybettik. Biraz hüzünlü ama olsun. Aslında daha da hüzünlüsü sanırım 4.maçımızda bizi izlemeye gelen tüm okulumuzun önünde Ted Koleji’nden yediğimiz 100 sayı olmuştu :)

Can’la hala çok yakın arkadaşız ve Tunca’yla da uzun süre Milli Piyango Spor Klubü’nde basketbol oynadık.

Spor hayatıma kötü deneyimlerle başladım belki ama, sonradan hızlı ve pozitif bir ivme kazandım. Liseyi bitirene kadar yılda ortalama (okul takımım dahil) 30 maça çıkıyordum. Şu an 25 yaşımda olduğumu düşünürsek, ve basketbolu aktif oynadığım dönemde haftada minimum 3 antrenman yaptığımı, ve takımlarda oynamadığım son yıllarda ise bireysel olarak veya arkadaşlarımla haftada 3 gün spor yaptığımı düşünürsek, toplamda 5000 saatten fazla süredir spor yapıyorum.

Bu blogu yazmaya neden mi başladım? Sanırım paylaşmaya değer bulduğum deneyimlerim var. 10dan fazla antrenörüm, sayısını hatırlamadığım kadar da takım arkadaşım oldu ve onlardan çok şey öğrendim. Bir de tabi; Türkiye’de üniversite okuduktan sonra gittiğim İtalya ve Avustralya’da farklı kültürlerde, farklı geçmişleri olan sporcularla spor yapma fırsatım oldu.

Aslında bana ciddi anlamda “Bak bu budur, bu da böyle yapılmalıdır” diyen çok az insan oldu, ama sanırım o da hayatın gerçeği. Öte yandan bilgi paylaştıkça daha kıymetli sanki.

Aykan Kolej Basketbol Forma 1 SAMSUNG